ANNEDEN ÇOCUĞA MEKTUP


                                                        MEKTUP


Bundan 6 yıl önce Malatya'da özel bir okulun düzenlediği anneden çoçuğa mektup yarışmasında 1. olan mektubum  internet üzerinden yayın yapan Eğitişim Dergisi'nde(www.egitisim.gen.tr) yayınlandı. Aslında haziran sayısında çıkacak ama anneler günü nedeniyle yazım erken yayınlandı. Yazının dergideki kısmına   http://egitisim.gen.tr/pdemiroz_bebegim_htm adresinden de ulaşılabilir.

 

Eğitişim Dergisi

E-Eğitim, Bilim ve Sanat Dergisi

Haziran 2009. Sayı: 23    ISSN 1307-1785

 

 

ANNEDEN ÇOCUĞA MEKTUP…

 

Pervin  Demiröz

 

 

                                                                                                Benimle    başladığın yola, yalnız   devam etme   cesaretin var mı  Canım Kızım..

                                                                                                               

 

BEBEĞİME…

Düşünüyorum da yüreğimde seninle yaptığım sohbetleri, seninle birlikte olduğumuz anların meyvelerini toplasak sepetler dolar taşar.

Her damlası başka başka enerji, katkı maddesi yüklü koca okyanusları düşünebiliyor musun?  Hangi kıyısından, hangi ucundan başlayabiliriz bu üstesinden gelinemez işin? Yüreğimi, yüreğimdeki bana sınırsız gelen şefkati dile getirmeye çalışırken, kullandığım sözcüklere bakıp da abarttığımı düşünme sakın.

Tabii ki yeryüzündeki bütün okyanusları toplasan yüreğimdekilerin bir damlası bile edemeyeceğini nereden bileceksin?

Artık yetişkin bir kızın tavrıyla ‘anlatamıyorsun ki nasıl bilebilirim’ dediğini duyar gibiyim güzel bebeğim.

Canım yavrum!... Çoğu zaman senin karşı koymalarıma rağmen, seni benim seçtiğim kalıplara ve düzene uydurmaya çalışacağıma, keşke bunları seninle konuşsaydım.

Çok mu geç oldu sence? Ben sanmıyorum, her hatanın bir telafisi belli ölçüde de olsa mutlaka vardır.

Seni daha dünyaya gelmeden, bedenimde taşımaya başladığım andan itibaren sevmeye başladım. Seninle konuşup, sana müzik dinlettiğimde hareketlerin artıyor ve sanki bana cevap veriyordun. Seni nasıl merak ettiğimi bir bilsen? Bir an önce dünyaya gelsen de görsem diye sabırsızlandığım anları asla unutamam.

Ve zorlu bir yolculuğun ardından seni yanıma yatırdıklarında simsiyah saçların, iri zeytin gibi kocaman gözlerin ve küçücük burnunla dünyanın en tatlı, en sevimli bebeğini kucaklamış ve koklamıştım. Gül pembesi kokun hâla burnumda… Başını sağa sola çevirip küçücük ağzınla yiyecek aramana ne demeli? O anki heyecanımı anlatmaya hiçbir yürek yetmez, ancak yaşayan bilir.

Minicik ellerini okşadığımda, parmaklarınla hemen parmaklarımı kavrıyor, bırakmak istemiyormuş gibi sıkı sıkı tutuyordun.

Ah canım kızım!... Sen bana Allah’ın gönderdiği en büyük hediye, karşılığı hiçbir şeyle ödenemeyecek olan bir hediye idin. Hâla da öylesin.

Fakat senin gibi eşsiz bir hediyenin, dünya nimetlerinin en tatlı ve en güzelinin kıymetini pek bilemedim galiba. Sen çocuk, ben senden çocuk, hayat şartlarının ağırlığı ve yaşamın bitmek bilmeyen dertlerini bahane edip kendimi savunmaya kalkmayacağım. Çünkü hiçbir sebep bir annenin çocuğunu ihmal etmesini haklı göstermez.

Daha iki- üç yaşlarında ne kadar hareketli, ne kadar afacan, bana göre çok yaramaz bir çocuktun. Ben de genç ve enerjik olmama rağmen, senin bitmek tükenmek bilmeyen enerjine yetişemiyordum bir türlü.

Elinin yetiştiği bütün dolap ve çekmeceleri bıkıp usanmadan günde en az üç kere döküyordun. Çok merak ediyordum acaba o çamaşırların içinde ne arıyordun? Bir türlü çözemiyordum, benim yerleştirip düzene soktuğum çamaşırları, eşyaları niye döküyorsun diye?

Benim sana emirler verip, tehditler savurmam seni durdurmuyordu. Seni tehdit edeceğime ben de senin oyununa katılsam, beraberce döküp beraberce yerleştirsek, yerleştirme işini oyuna dönüştürsek ikimizde ne kadar rahatlardık belki…

Peki ya her şeyi öğrenmek için bitmek bilmeyen soruların? Ya da elektrikli eşyaları elleyip, minicik parmaklarını prizlere sokmaya çalışmana ne demeli?

Seni merakından ve başına gelecek her türlü kazadan Yüce Allah’ım korudu güzel kızım.

Tehlikeli ve işlek caddelerden geçerken elimi sıkıca kavrayan minicik ellerin yerinde artık genç kızlığa adım atmış, tatlı ve narin bir kızın elleri var. Artık tehlikelerden korunmak için değil elimi tutuşun. Bir zamanlar belime bile gelmeyen başın, artık benimle aynı seviyede. Yakında sen benim gözlerimi görmek için eğileceksin galiba.

Ne kadar da uğraşmıştım tuvaletini söylemen, ellerini yüzünü yıkaman, eşyalarını toplaman için. Oysa şimdi öyle titiz ve narin bir kız oldun ki artık beni bile beğenmiyorsun.

Yapmak istediğin o kadar çok şey var ki, heyecanla hiç susmadan öyle bir anlatıyorsun ki seni dinlerken bir çoğunu anlamıyorum.

Meraklı ve sonsuz soruların artık bitmek tükenmek bilmeyen anlatımlara dönüştü. Elimden geldiğince seni dinlemeye ve sorularına cevap vermeye çalışsam da bazen işin içinden çıkamıyorum.

Ben seni eğitmeye çalışırken, sanırım sen de beni olgunlaştırdın canım yavrucuğum…

Seni anlamadığımı ya da anlamak istemediğimi sanıyorsun. Oysaki ‘Annelerin ezberledikleri mısralar gibidir çocuklar. Duyguları onların hakkında pek yanıltıcı olmaz’ . Bana ne kadar kızarsan kız, ama bil ki ‘Cennet anaların ayakları altındadır’. Bana hakkını helal et, o bana yeter.

Seni bana verdiği için Yüce Allah’ıma binlerce şükürler olsun. Allah ömür verdikçe seni her zaman seven, düşünen bir annen olduğunu bilerek yaşaman umuduyla hayırlı, sağlıklı ve uzun bir hayat diliyorum canım kızım…

 

 

 

UYARI: Bu yazının tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz, başka internet sayfalarında bütün halinde yayınlanamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan başlığa aktif link verilerek kullanılabilir.

 

Yorum Yaz